Doğu Karadeniz Rotası Muhasebesi...

, Yazan Gökçen Öz

14 günde 3000 km'yi devirip yine eve döndük, yorulduk :)
Geçen seneki tatile göre yollar oldukça zorluydu, buna rağmen bizim düldül nereye çıkıyorsa oraya çıktık. Azıcık palazlanınca kamp hazırlığının ilk olayı arazi aracı almak olacak, zira bizim düldül azıcık bodur ve yolda birazcık yeri öptü ama azıcık :) Karadeniz yolları gerçekten zorluymuş, kafa rahat seyahat ancak yüksek bir taşıtla olur, biz biraz zorlandık.



Çorum üzerinden Samsun 'a ulaştık. 


İlk mola Ordu'da Yason Burnu'nda oldu. Kilisenin yamacına kamp kurduk. Nem rahatsız etti, fakat tahminimizin aksine sağ sol deniz olmasına rağmen rüzgar yemedik.



Ertesi sabah Ünye 'de çalışan Gözde ve Mehmet ile Pelit Dibi' nde şahane bir kahvaltı  yapıp hasret giderdik. 

Ordu'da gezinelim diye hesap ederken bayram kalabalığından kaçıp Giresun üzerinden Trabzon'a vardık. Yolda Akçaabat'a da uğradık tabi... Samsun, Ordu ve Giresun için ayrıntılı başka bir seyahat planlanacak. Trabzon'da ilk durak Ayasofya oldu. Atatürk Köşkü'ne giderken kaybolduk, dönüşe saklayıp Maçka'ya yola düştük. 


Coşandere üzerindeki kamp alanlarını pek sevmedik, şahane bir tarifat üzerine dağ yollarından dua eşliğinde Livera Kamping'e ulaştık, çadıra enerjimiz kalmadı, bungalovda kaldık. Livera güzel bir yer, işleten Olgun Abi de bizi çok güzel ağırladı. İlk gün yolda tanışıp ahbap olan Gürcistan üzerinde Bakü'ye yolcu Bülent Bey ve eşi ile, Almanya'dan İran'a yolcu Peter ile motosiklet muhabbeti çevirip keyiflendik. Tabi bizim motor onların yanında civciv kadar, olsun :)  


Hamsiköy' de sütlaç yedik, Gümüşhane Karaca mağarasını gördük. 



Dönüşte kahverengi tabelaları cazibesine kapılıp Limni Gölü'ne uzandık, meğer yol bildiğimiz Zigana Dağı Geçidi imiş. Sis de çökünce yol şahken şahbaz oldu, korktum yav :)



Akşam Olgun abinin akrabaları da geldi, bir kemençe faslı düzenlendi mis gibi bir ateşin başında. Pek eşlik edemedik, olsun heves ettik :)Sabah da söz dinleyip erkenden Sümela Manastırı'na çıktık. Erken gitmesek çıldırırdık sanırım, çıkışta bildiğiniz kuyruk vardı. Siz siz olun Sümela'ya erkenden çıkın. Dönüşte baktı ki millet park edecek yer bulamıyordu. Çoşandere alabalıklarını tadıp Uzungöl'e yöneldik. 


Uzungöl'de yağmur bize merhaba dedi,  ufak bir Arap Cumhuriyeti kurulmuş. İğne atsan havada kalacak. Karastel'e çıkın dediler, sis içinde yağmur çamur yaylaya çıktık. En zor kamp akşamı o oldu. Bulutun içine kamp kurduk, ayakkabılar yedekler ıslandı. Ertuğrul hastalanacak diye korktum doğrusu. Zor şer çadıra soktuk, legolarını çok özlemiş şükür daldı onlara. Karanlıkta sisin içinden bir ses geldi, o ne diye bakınırken Yalçın ile tanıştık, kulaklıkla telefon görüşmesi yapıyormuş. O sisisn içinde karanlıkta iyi saatte olsunlara daha çok benziyordu :) Ne lazım diye sordu "oduuun" dedik, ufak bir çuval odun verdi. Annesi de yanına süt ekledi ohh miss. Süt de süttü :) Amma o kadar nem vardı ki ateş filan yakamadık, kıvrılıp uyuduk.


Sabah inekler çadırı dürtünce uyandık. Baktık ki sis hala kalkmamış. Bir yayla şenliği olur mu diye heves etmiştik şansımıza Yalçın bizi götürdü, ailesi ile de tanıştık. Sise rağmen kalabalıktı. Biz kat kat lahana gibi donduk, gençler - dedeler bir gömlekle horona durdu. 

Vedalaşıp inmeye başladık yayladan,bir baktık ki yol Uzungöl'ü ne güzel görüyor. Gece tabi biz karanlık ve sisten bir cacık fark etmemiştik. Uzungöl uzaktan daha güzel:)  


Of'a kadar fındıkken dağ taş sonra yerini çay aldı. Orada bir çay fabrikası gezdik, kesim zamanı her taraf çay kokuyordu; mis :)


İlk defa çay bahçelerini gördüm, bayıldım. Zor işler doğrusu, Allah fındık ve çay üreticilerine kolaylık ve bol kazanç versin. 
Sıra geldi Rize'ye. Ben sevdim. Merkezi de yaylaları da çok hoşumuza gitti.
İlk olarak Fırtına Deresi'ni izleyip Zilkale'ye gittik. Zilkale pansiyonda geceledik. Rahat ettik, sahipleri çok iyi insanlar tavsiye ederiz. Sabaha da Çat üzerinde çıktık Elevit Yaylası'na.


Yayla pek güzeldi gerçekten, birkaç km daha ilerledik. Yolun harcı bizim düldülü aştı. Palovit, Trovit'e ulaşılamadı. Dönüşte nereye kamp atsak hesabı yaparken Ebru Hanım ve Mustafa Bey'in 06 plakalı Grand Vitarası önünde "yayla yollarını ne çıkar bu gavur" diye iç geçirirken ahbap olduk. Onlar da bizim gibi ailecek kızları ve anneanne ile tura çıkmışlar. Ara ara kamp kurup bolca gezen elektronik mühendisi hoş sohbet bir mühendis çift. Onların da önerisi  ile Cancik Pansiyon bahçesinde kamp kurduk. Sabah beraber çay içip yola çıktık.  Zilkale üzerinden Pokut yoluna düştük, fakat orada yollar ayrıldı. Yol arkadaşlarımız Pokut'a cesaret etti, fakat biz edemeyip Ayder'e yöneldik. 


Ayder de turistik bir yer olmuş. Baktık kalabalık, bir kaplıca sefası ardından Galerdüzü'nde "yol çok kötü çıkamazsınız" diyenleri dinlemeyip Yukarı Kavrun Yaylası'na çıktık. Ne iyi ettik. Orada Şahin Pansiyon'un bahçesine kamp kurduk. Dinlenip ertesi sabah Kaçkar Buzul Göllerine çıktık. Duray abi sağolsun hem yol gösterdi hem Ertuğrul'u çıkarmamıza yardım etti.


Ama ben keçi gibi tırmanan abileri, Alman ve İsrailli çifti görünce yeniden fark ettim. Ben sedanterim, senin neyine 3000 metre :) Ciğerim söküldü, dönüşte dizlerim titriyordu. Amaaaaa yine olsa yine yaparım. Manzara 10 numara... Ertuğrul karda oynadı, sonra da buzul gölünde suda oynadı. Kaçkar zirveye varamasak da uzaktan gördük, gitmiş gibi olduk.


Gezinin en mutlu kısmı bu  oldu. Bir de ertesi sabah yenen Firdevs Abla'nın elinden çıkan muhlama :) Karınlar doydu göz yola baktı; Avusor yaylasına çıktık fakat Huser tırmanışında sis çöktü, gerisin geri Ayder' e indik. Yaylada şunu öğrendik, yapışıp kan emen sinekleri pek yaman...


Bir sonraki şehir Artvin; sağ olsun bizi sağanak ile karşıladı. Kamilet Vadisi'ni takip edip yağmur altında Mençuna Şelalesi'ne vardık ve sıçana döndük. 


Arhavi'de  Ayten ve Eshabil'in İstanbul'dan destek atması ile bir otel bulup kafamızı çatı altına zor şer attık. Borçka Karagöl herkesin dilinde idi, sisli bir akşamda vardık ama göl sisten görünmüyor. Gölün etafında çamur içinde tam bir tur attık. Doğası şahane, adamboyu eğrelti otları içinde kendimizi yağmur ormanında gibi hissettik. Kurbağa yavruları, çiçekler, sümüklü böcekler Ertuğrul'u mest etti. Tur bitiminde ne yapsak diye düşünürken bir baktık ki  Ebru Hanım ve Mustafa Bey orada, yine beraber kamp kurduk .İyi ki de öyle yapmışız, sabah sis kalktı, göl göründü.


Hep beraber acayip yollardan Macahel'e ulaştık, Maral Şelalesi'ne hayran kaldık. O kadar ki Ertuğrul "ben yüzücem" diye tutturunca beraber şelalenin dibine kadar keçi misali indik. Çocukla tırmanma tecrübeniz yoksa temkinli olun zira çok dik ve kaygan, şükür başımıza bir iş gelmedi, bizim sıpa da o kadar mırın kırın edip anca ayaklarını suya soktu :) 


Akşam karanlığa kaldık, Muratlı Köyü'ndeki muhteşem ahşap camiiyi ziyaret sonrası karanlık çöktü. Nerede gecelesek hesabı yaparken köydeki bir amca bizi misafir edip karnımızı doyurdu, orada sabah ettik. 

Erkenden Ankaralı arkadaşlarımıza veda edip Batum istikametine döndük, velakin gümrük ana baba günü, Ertuğrul'un nüfus cüzdanında fotoğraf yok. Hopa'ya git fotoğraf çektir gel sıraya gir üşendik. Zira bizde pil bitti. 

Eee ne yapalım, paşanın gönlü olsun Sinop'a gidip oğlanı denize sokalım dedik. Yol üzerinde daha önce bulamadığımız Trabzon' da Atatürk Köşkü' ne uğradık, Sürmene' den piçak alduk. Akşama Gerze'de olduk. Denizz değil ama otelin havuzunda bizimki gününü gün etti. O keyfini bitirince biz de azıcık Sinop'u gezdik. Diğer Karadeniz şehirleri gibi değil Sinop daha turistik, birazcık Akdeniz havası var. Etnoğrafya , arkeoloji müzesi, Sinop Cezaevi, Hamsilos -Akliman, İnceburun görüldü. 



İnceburun'da görüntü pek romantik ama ortam fecehat. Çeltikler yüzünden sivrisinekler üzerinize çullanıyor, biz de nasibimizi aldık. Araba bile 5 dakikada sivrisinekle dolu idi. Vee 3. defa farklı bir şehirde Ankaralı yol arkadaşlarımızla karşılaştık :) Akşama Erfelek'te görüşürüz dedik öyle de oldu. Şelaleleri gezdik, dönüşe başladık. 


Boyabat üzerinden Tosya'ya geldiğimizde gece yarısı idi. Yorgunluktan bir otele zor attık kendimizi. Sabah pirincimizi edindik, çakı aldık. Yine Kastamonu dedik, her sene 2 defa gitmezsek olmaz. Çankırı tuz mağarasını görüp bu seneyi çıkaracak kaya tuzunu alıp eve vardık. 

Yazarken yoruldum gerisini Siz hesap edin... O bu değil yarın iş var, dinleniriz artık :)

2 yorum:

  1. gülerek okudum:) sanki karadeniz turumu tekrar etmiş gibi oldum..resimler çok güzel..kavrun yaylasına arabanız ile çıkmanız büyük başarı,maşallah o arabaya diyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Bizim için de çok keyifli bir tatil oldu, Karadeniz 15 güne sığdırılacak gibi değil her ne kadar sadece doğusunu gezsekte, arabamız sağolsun bizi yarı yolda bırakmadı, bir çok badire atlatsakta gidebildiği hiçbir yere çıkmam demedi.

    YanıtlaSil