Çıralı' dan Düştüm Yola...

Fotoğrafları karıştırıken farkettik o kadar yazdık çizdik fakat Çıralı ve Adrasan'ı es geçtik. Gönül almak lazım :)

Tatil için yer bakmaya başlayan erkencilere duyurulur, eğer macera, hareket, gürültü peşindeyseniz buralar sizlik değil. Ama yattığım yerden yıldızları seyredeyim, tek duyduğum ses rüzgar & dalga uğultusu olsun derseniz ne ala... Konfor merakınıza göre her keseye uygun konaklama seçenekleri de mevcut. 5-10 dakika portakal bahçeleri arasında yürüyüp denize ulaşabilirsiniz. Deniz Çıralı'da da Adrasan'da da çok güzel . Çıralı Adrasan'a nazaran daha taşlık. Fakat tadı doyumsuz. Caretta carettacıklar ağzının tadını biliyor vesselam. Çıralı bu minik canlılar sayesinde sit alanı. Gece de hayvanlar rahatsız olmasın diye ışıklandırma yok. Yıldızlar halı gibi uzanıyor tepenizde... Yani gitmeden bir el feneri alın, hele de Yanartaş'a çıkacaksanız el feneri şart. (Yanartaş'ı mutlaka görün derim, fakat birazcık yorulmayı göze almalısınız, birazcık :)) Çıralı girişinde ufak bir çarşı var, market , hediyelik eşya dükkanı, restoran ve barlar var. Bizim favorimiz kesinlikle Simge Restorandı, tavsiye ederiz. Yemek de müzik de hoşumuza gitti. 



Caretta carettaları göremedik, tatilimiz esnasında yuvadan çıkmamışlardı ve yuvaları ufak kubbelerle korunuyordu. Ertuğrul da biz de denizin tadını çıkardık, uçurtma uçurduk, akşamları da hamakta uyuklayıp kitap okuduk. Komşularımız genelde Türk, Alman, Fransız ve İngilizdi. Ruslar pek yoktu hayret. Hepsi de gayet sakin sessiz insanlardı. Biz gibi çocuklu aileler ya da yaşını başını almış amca teyzeler çoğunluktaydı.




Çıralı'da birkaç gün kaldıktan sonra Adrasan'a geçtik. Gördüğümüz manzara çok içimizi acıttı. 


Biz birkaç yıldır arkadaşlarımız Ayten ve Eshabil sayesinde buralarda tatil yapıyoruz. Adrasan memleketin en cennet köşelerinden, aile işletmeleri ile dolu ufak bir yer. Büyük otellerin saldırısına daha maruz kalmadı. Ondan mıdır bilinmez biraz sahipsiz sanki, yangın harman yerine çevirmiş. Yangına müdehalenin geç olduğunu söyleniyor ve kiminle konuşsanız bunun altında art niyet var diyor. O kadarını bilemiyorum fakat öyleyse çok yazık. Antalya'nın doğusu otel istilasında zaten, bıraksınlar buralar biz gibi sükunet arayan insanlara kalsın.



Adrasan'da da deniz en az Çıralı kadar güzel. Yemek yiyebileceğiniz birçok yer var. Biz Ceneviz Otel kaldık. Yemeklerinden memnun kaldığımızdan pek dışarıda yemek yemedik. Fakat arada öğlen Adrasan'a giderken sağda kalan Köprübaşı Gözleme' ye kaçamak yaptık. Burası ufak bir aile işletmesi ve gözlemeler on numara, ayrıca fiyatlar da gayet makul. Mutlaka deneyin :) İşletme sahibinin çok maharetli bir kızı var, yaptıkları çok güzel şirin şeyler...



















Adrasan sahilin ilerisine doğru yol devam ediyor, sanırım yolun ilerisinde fener var. Otellerin bitiminden bu toprak yoldan ilerlediğinizde solda ufak bir koy çıkıyor karşınıza; Balıkçı barınağı. 


Bu adı almasının nedeni rüzgar almadığından balıkçı teknelerinin oraya yanaşması. Ali İhsan Abim sağolsun öğretti burayı, ne iyi etti:) Şahane yer, pek bilen de gelen de yok. Gelenler de gediklisi zaten, neredeyse her gün orada. Ufak taşlık bir yamaçtan inip denize ulaşıyorsunuz. Şezlong filan yok, biz teşkilatlı olduğumuzdan ihtiyaç da duymadık. Su var, ne halde bakmadık ama belediye yukarı yol üzerine duş ve tuvalet de yapmış. Tek sıkıntı piknikçilerin çöpleri... Kamp yapmak için yamaçta 1-2 çadırlık yer de var. 


Denize doyamıyor insan... Biz ayağımızda paletler bol bol balık seyrettik. Arkanızda çamlar, karşınızda Musa Dağı ile sonlanan deniz... Ben de ilk amatör su altı çekimimi yaptım :) Biz Ertuğrul ile o kadarına şimdilik cesaret edemiyoruz ama siz trekking meraklısıysanız doğru yerdesiniz, zira Likya Yolu ayağınızın altında...


Ertuğrul sıkılır mı, zaptedebilir miyiz diye düşünüp hadi bir cesaret günübirlik bir tekne turuna katıldık. Sağolsun arkadaşımız Esra sayesinde Ertuğrul'u oyalamayı başardık. Hiç sıkıntı etmediği gibi çok da eğlendi. Bizim istikametimiz böbrek taşına iyi geldiği rivayet edilen bir tatlı su kaynağı olan, kışın akdeniz foklarını ağırlayan Sulu Ada'ydı. Yolculuk sabah 10:00'da Adrasan iskeleden başladı. 


Sulu Ada'ya vardığımızda gözlerimizi alamadık. Bembeyaz kumlar, turkuaz deniz... Orada birkaç saat kaldık, pişen balığı salata ve zeytinyağlılarla mideye indirdik. Açık hava ve deniz bizim oğlanı da acıktırmış olacak ben ne kadar yediysem o da o kadar yedi :) 



Sonra adanın etrafında bir tur atmaya başladık. Adanın ortasında bir sandalın geçeceği kadar bir geçit var. 


Bizden önceki tekneden bir babayiğit iyi yüzdüğüne kanaat edip geçmeye kalkmış. Fakat akıntı onu sürüklemiş, adam tekne tarafına geçememiş. Bir baktık ki bizden tarafta biri kalakalmış. Ufak bir kurtarma operasyonu yapıldı, adamcağız tekneye alınıp karşıda su kaynağı olan durakta diğer tekneye bırakıldı...


Böbrek taşı olan amca teyzeler sularını zulaladılar ve düştük dönüş yoluna. Dönüş yolunda balık meraklısı Metin aldı eline misinayı, ama itiraf ediyorum, yine eli boş döndü :)

Ufak bir koyda mola verip meyvelerimizi yedikten sonra son durak yine Adrasan oldu. Tabi ben her zamanki sakarlığımla yolda yine bir yaramazlık yapıp zaten durduğu yerde güneşten bile yana Esra'nın eline çay döküp azıcık yaktım, Esra yine özür diliyorum, vallahi istemeden oldu!! Demek ki neymiş bilmem kaç koruma faktörlü kremler bazı durumlarda yetmiyormuş :P Sulu Ada'nın alternatifi olan rota ise Korsan Koyu, Sazak Koyu, Olympos ve Ceneviz Koyu turu... Bu defa biz o tura katılmadık, kısmet başka sefere...
Tabii bunca laf edip Olympos'tan bahsetmemek olmaz... Adrasan ve Çıralı'ya göre Olympos çok daha hareketli ve ziyaretçileri genelde gençler. Bir akşamımızı da oraya ayırıp güneşi orada batırdık... Sahile varmak için antik kentten geçmelisiniz, ören yeri olduğundan giriş ücretli. Orada tatil yapacaksanız müze kart almak en mantıklısı.

Olympos Phaselis'ten sonra Antalya'nın güney sahillerindeki ikinci büyük antik liman kenti. Adını 2375 metre rakımlı Olympos (Tahtalı) Dağı' ndan alıyor. Olympos şehrinin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte M.Ö. 2. yy. da bastırılan sikkelerden o dönemde var olduğunu anlıyoruz. Liman vakti zamanın da korsan yatağı olarak da biliniyormuş. Antik kent kalıntılarının çoğu ağaç ve çalılarla örtülü. Gün ışığına çıkartılanların içinde en ilginç olansa nehir ağzının hemen yanındaki Kaptan Eudomus lahti. Lahitin üzerinde bir gemi kabartması ve bir şiir bulunmakta.

"Son limana demirledi gemi, çıkmamak üzere
Çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık
Işık taşıyan şafağı terkettikten sonra Kaptan Eudemos
Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi."


Çıralı da el ense yapıp yatma, bisiklet turu
Adrasan da yamaç paraşütü, dalış
Olympos da denizde kanolarla macera, kaya tırmanışı (deep water solo)... 
Yapacak daha çoook şey var!!!



2 yorum: